Çocuklarda Depresyon

GİRİŞ

Biyopsikososyal bir varlık olan insan, zaman zaman yaşamın zorlayıcı durumlarıyla başa çıkamaz ve bu zorlanmalara bazı tepkiler verir. Böyle zamanlarda kişilerde depresif belirtiler görülebilir ya da doğrudan depresyona girebilirler. Depresyon, ilk düşünüldüğünde her ne kadar yetişkinlere özgü bir psikopatoloji gibi gelse de aslında çocuklar da tıpkı yetişkinler gibi depresyona girebilmektedirler. Hatta yeni doğan, yeni yürümeye başlayan çocukların bile depresyona girdiği bilinmektedir (Kanlı, 2011).

YAYGINLIK VE EPİDEMİYOLOJİ

Depresyon, tüm dünyada giderek yaygınlaşan ve artmakta olan bir halk sağlığı problemidir. Dünya Sağlık Örgütü’nün 2020 verilerine göre dünyada depresyondan yakınan insan sayısı 350 milyonun üzerindedir (Marcus ve diğer. 2020). Çocuk depresyonu ile yapılan çalışmaların azlığı ve çocuk depresyonunun yetişkin depresyonu kadar fark edilir olmaması verilere ulaşımı zorlaştırsa da Amerika Birleşik Devletleri’nde yapılan bir araştırmada, çocuklarda görülen depresyon oranı okul öncesi döneminde %1, okul çağı döneminde %2 ve ergenlik döneminde ise %5 olarak bulunmuştur (Aydemir, 2010). Başka bir araştırmada ise depresyonun çocukluk dönemi prevalansı %1-2 iken, ergenlikte bu oranın %3-8’lere çıktığı, ergenlik döneminin sonuna kadar ise her beş bireyden birinin depresyona yakalandığı belirtilmiştir (Tutkunkardaş ve Kılınçaslan, 2011). 2001 yılında Dünya Sağlık Örgütü’nün açıkladığı verilere göre depresyon, küresel sağlık yüküne en çok katkısı olan dördüncü hastalıktır ve çocuk ve ergenlerde görülme sıklığı da oldukça yüksektir. Örneğin, Madde Bağımlılığı ve Ruh Sağlığı Hizmetleri İdaresi (2010) 2 milyon ergenin -12-17 yaş arası nüfusun%8,1’i- 2009 yılında en az bir büyük depresif dönem geçirdiğini açıklamıştır. Ayrıca, American Psychological Association (APA)’ya (2008) göre yaklaşık 15 milyon çocuk ruh sağlığı bozukluğu tanısı konacak kriterleri karşılamaktadır (Akt. Anderson, Cesur ve Tekin, 2014).

Cinsiyet karşılaştırmalarında ise yetişkinlerle yapılan araştırmalarda, kadınlarda depresyon görülme sıklığının erkeklere göre daha yüksek olduğu görülmüştür (Çelik ve Hocaoğlu, 2016). Çocukluk dönemlerine bakıldığında ise erken çocuklukta depresyon diğer dönemlere göre daha düşüktür. İlerleyen dönemlerde ise kızlarda erkeklere göre daha erken görülmeye başlar (Maughan, Collishaw, ve Stringaris, 2013). Eskin ve ark. (2008) yaptığı bir çalışmada ise Depresyon Envanteri Ölçeği çözen 18 yaş altı ergenlerin %17,5’inin yüksek puan aldığı görülmüştür. Bu çalışmanın cinsiyet farklılaşmasında ise yüksek puanlı öğrencilerin çoğunluğunun kız olduğu belirtilmiştir (Akt. Adana ve diğer., 2015).

ETİYOLOJİ

İnsanın çok yönlü yaşamsal durumu sebebiyle ortaya çıkardığı patolojiler de yalnızca tek sebebe bağlanamaz. Bu patolojilerden olan depresyon için de birçok yatkınlaştırıcı, tetikleyici ve sürdürücü faktör vardır.

Depresyon, genetik faktörlerin oldukça önemli olduğu ve bireylerin yatkınlığa etkisi oldukça yüksek bir patolojidir. Bu bağlamda genetik faktörlerin depresyonu yordama oranı %40 olarak bulunmuştur. Kalan derecelendirme ise her bireyin kendine özgü çevresel faktörleri ve yaşam standartlarıdır (Alşen, 2012). Yapılan başka bir çalışmada ise genetik faktörlerin etkililiğinde yaşla ilgili önemli bir heterojenite bulunmuştur. Bu verilere göre 8-10 yaş arası çocuklarda çevresel faktörlerin etkisi 11-17 yaş arası çocuklara göre daha fazlaydı ve genetik geçişliliğin önemi ve etkisi daha düşüktü (Rice, Harold ve Thapar 2002).

Genetik yatkınlık her ne kadar ön planda olsa da depresyonun ortaya çıkışında psikososyal etkiler de oldukça önemlidir (Alpaslan ve Erol, 2016). Çevresel etkiler değerlendirildiğinde ise çocukluktan ergenliğe geçişte kızların çevresel faktörlerden, erkeklerin ise genetik faktörlerden daha çok etkilendiği; bu sebeple genç kızlarda depresyonun daha yaygın olduğu görülmüştür (Taşğın ve Çetin, t.y.). Ayrıca menarş yaşı değerlendirildiğinde en yüksek depresyon seviyesinin 11.5 yaşın altında adet döngüsü başlayan kızlarda olduğu görülmüştür (Joinson ve diğer., 2011).

Sosyal etkilerle ilgili yapılan bir çalışmada ise 805 öğrenciden 141 öğrenci (%17,5) Çocuk Depresyon Envanterine (CDI) göre yüksek derecede puan aldı. İlk regresyon analizlerinde düşük benlik saygısı, düşük not ortalaması ve erkek arkadaşlarından ve diğer arkadaşlarından algılanan düşük sosyal destek ve düşük baba eğitimi düzeyi kızların depresyonunun yordayıcılarıydı. Benlik saygısı puanları dışlandığında, düşük not ortalaması, arkadaşlardan ve aileden düşük algılanan sosyal destek ve verimsiz problem çözme becerileri erkeklerde depresyonun yordayıcılarıydı; arkadaşlardan ve aileden algılanan düşük sosyal destek, düşük baba eğitim düzeyi ve verimsiz problem çözme becerileri kızlarda depresyonun bağımsız yordayıcılarıydı (Eskın ve diğer., 2008).

Tüm bu etken faktörlere rağmen erken çocuklukta yaşanan stresli deneyimlerin cinsiyete, eğitime ya da kişilik yapısına bakılmaksızın depresyonu yordadığı ve depresyonun en büyük risk faktörünün stres olduğu saptanmıştır. Böylece stres faktörü için çocukluk dönemlerine bağlılık kabul edilebilir (Oldehinkel ve diğer., 2014).

Depresyon ve diğer psikopatolojilerin bir arada görülme sıklığı ise oldukça yüksektir. 657 çocukla yapılan bir çalışmada depresyon tanılı hastaların %64,6’sının eş tanısı olduğu da görülmüştür (Yıldırım ve diğer., t.y.). Depresyon ile en çok görülen eş tanılı hastalıklar ise kaygı bozukluklarıdır (Ströhle, 2009). Bu bulgulara da bakılarak kaygı bozukluğu ya da diğer psikopatolojilerin de depresyona yatkınlığı arttırdığı söylenebilir.

KLİNİK ÖZELLİKLER VE TANI KRİTERLERİ

Depresyon klinik özellikleri, yetişkinlerde ve çocuklarda büyük farklılıklar göstermemekle birlikte belirli farklar mevcuttur. Çocuklarda depresyonun klinik görüntüsü dört başlıkta incelenebilir. Bunlar; bilişsel, duygusal, davranışsal ve fizyolojik olarak ortaya çıkan sorunlardır. Çocuklarda depresyon özellikle kronikse tanılaması çok daha zordur. Her ne kadar dört başlıktan bahsedilse de duygu ifadelerini yeni öğrenmeleri ve yetişkinler kadar iyi kullanamamaları sebebiyle daha çok davranışsal tepkiler dikkat çeker. Çocukların depresyon sırasında sakin ve uyumlu bir duygulanım göstermesi durumlarında okuldan kaçma, kavgaya karışma, sinir nöbetleri gibi davranışsal krizlerde depresyonun varlığına dair sorular ortaya çıkar (Şar, 2013). Bunun yanında bilişsel sorunlar için düşünce hataları, aşırı genelleme, felaketleştirme sayılabilir. Duygusal sorunlarda mutsuzluk, çökkün ve üzüntülü ruh hali, ağlama ya da öfke nöbetleri vardır. Fizyolojik klinikte ise uykusuzluk, kilo kaybı ya da aşırı kilo alma, sürekli yorgun ve bitkin olma, somatik yakınmalar görülür (Yarapsanlı, 2011). Ergenlerde de depresyonda çökkün duygudurum, iştah kaybı ya da aşırı iştahlı olma, sosyal ilişkilerde bozulmalar görülürken; depresyona komorbidite gösteren madde bağımlılıkları, anksiyete bozuklukları gibi hastalıklar da görülür (Erdoğdu, 2012).

TEDAVİ SEÇENEKLERİ VE PROGNOZ

Majör depresif bozuklukta farmakolojik tedavi ve psikoterapi tedavisi eş zamanlı götürülerek tedavi sürdürülmekte ve iyileşme sağlanmaktadır. Depresyon tedavisinde ilaç tedavisinin psikoterapinin oldukça büyük bir efektifliği olduğu görülmüştür (Keskin ve Bilge, 2009).

Çocuklarda majör depresif bozuklukta özel bir klinik tedavi olmadan iyileşme yetişkinlere göre çok daha fazladır. Ayrıca bu iyileşmelerin %50’si plasebo iyileşmeleridir. Farmakolojik ve psikoterapötik tedavi yöntemlerine bakıldığında ise ortalama etkiler görülür. Antidepresan tedavileri iyileşmeyi hızlandırmada etkilidir ancak hastaların üçte birinden fazlası uzun süreli tedavilerde bile tam remisyona ulaşamaz. Bilişsel Davranışçı Terapinin ise yüksek risk grubundaki ergenleri depresyona karşı koruduğu görülmüştür (Vitiello, 2011).

 

KAYNAKÇA

  • Erdoğdu, M. Y. (2012). Sokakta çalışan çocukların depresif belirti düzeylerinin taranması: Karşılaştırılmalı çalışma. Selçuk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, (28), 77-87.
  • Yarapsanlı, B. (2011). Çocuklarda depresyon belirtilerinin yordanmasında yaşanmış olumsuz olaylar, algılanan anne-baba tutumu, öğrenilmiş çaresizlik ve umutsuzluğun rolü / The role of negative life events, perceived parents attitudes, learned helplessness, and hopelessness in predicting symptoms of depression in children (Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi). Maltepe Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, İstanbul.
  • ŞAR, A . (2013). Son Çocukluk Çağı Depresyonlarının (7-11 Yaş) Bazı Değişkenler Açısından İncelenmesi. Sakarya Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dergisi , 0 (15) , 1-15 . Retrieved from https://dergipark.org.tr/tr/pub/sakaefd/issue/11211/133885
  • Vitiello, B. (2011). Prevention and treatment of child and adolescent depression: challenges and opportunities. Epidemiology and Psychiatric Sciences, 20(01), 37–43. doi:10.1017/s2045796011000102
  • Oldehinkel, A. J., Ormel, J., Verhulst, F. C., ve Nederhof, E. (2014). Childhood adversities and adolescent depression: A matter of both risk and resilience. Development and Psychopathology, 26(4pt1), 1067–1075. doi:10.1017/s0954579414000534
  • Eskın, M., Ertekın, K., Harlak, H., & Dereboy, Ç. (2008). Prevalence of and Factors Related to Depression in High School Students. Turkish journal of psychiatry19(4).
  • Joinson, C., Heron, J., Lewis, G., Croudace, T., ve Araya, R. (2011). Timing of menarche and depressive symptoms in adolescent girls from a UK cohort. British Journal of Psychiatry, 198(01), 17–23. Doi:10.1192/bjp.bp.110.080861
  • Taşğın, e., ve Çetin, F. Ç. Ergenlerde major depresyon: risk etkenleri, koruyucu etkenler ve dayanıklılık.
  • Alpaslan, A. H., ve Erol, Y. (2016). Çocuk ve Ergenlerde Depresif Bozukluk Non-Farmakolojik Tedavisi. Türkiye Klinikleri2(1), 62-67.
  • Adana, F., Uluman, Ö., Arslantaş, H., & Ergin, F. (2015). İlköğretim Öğrencilerinde Depresif Belirti Sıklığı ve İlişkili Faktörler. Journal of Psychiatric Nursing/Psikiyatri Hemsireleri Dernegi6(1).
  • Ströhle, A. (2009). Physical activity, exercise, depression and anxiety disorders. Journal of neural transmission116(6), 777.
  • YILDIRIM, V., TOROS, F., SUNGUR, M. A., & YILMAZ, U. D. M. F. Majör Depresif Bozukluğu Olan Çocuk ve Ergenlerin Sosyodemografik Değişkenleri ve Rist Etmenleri.
  • Anderson, D. M., Cesur, R., ve Tekin, E. (2014). YOUTH DEPRESSION AND FUTURE CRIMINAL BEHAVIOR. Economic Inquiry, 53(1), 294–317.
  • Rice, F., Harold, G. T., ve Thapar, A. (2002). Assessing the effects of age, sex and shared environment on the genetic aetiology of depression in childhood and adolescence. Journal of Child Psychology and Psychiatry, 43(8), 1039–1051. Doi:10.1111/1469-7610.00231
  • Kanlı, E. (2011). Üstün zekâlı ve normal ergenlerin mükemmeliyetçilik, depresyon ve kaygı düzeyleri arasındaki ilişkilerin incelenmesi.
  • Aydemir, A. (2010). Çocuk ve ergenlerde obezite, depresyon ve aleksitimi düzeyleri arasındaki ilişki: İstanbul örneği / The relationship between depression and alexithymia level in children and adolescents with obesity (Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi). Maltepe Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, İstanbul.
  • Tutkunkardaş, M. D., ve Kılınçaslan, A. (2011). Çocuk ve ergenlerde depresyonun ilaçla tedavisi: bir gözden geçirme. Journal of Mood Disorders1(1).
  • Marcus, M., Yasamy M. T., Ommeren M., Chisholm D. Ve Saxena S. (2020). Depressıon A Global Public Health Concern. Depressıon: a global crisis. World Federation for Mental Health. 6-8.
  • Keskin, G., & Bilge, A. (2009). Kronik böbrek yetmezligi olan çocuk ve ergenlerin depresyon, sosyal anksiyete ve aleksitimi açisindan degerlendirilmesi/The evaluation of depression, social anxiety, alexithymia on children and adolescent with chronic renal failure. Anadolu Psikiyatri Dergisi10(4), 318.
  • Çelik, F. H.,  ve Hocaoğlu, Ç. (2016). Major depresif bozukluk’tanımı, etyolojisi ve epidemiyolojisi: bir gözden geçirme. Çağdaş Tıp Dergisi6(1), 51-66.
  • Maughan, B., Collishaw, S., ve Stringaris, A. (2013). Depression in childhood and adolescence. Journal of the Canadian Academy of Child and Adolescent Psychiatry22(1), 35.
  • Alşen, S. (2012). Çocuklar için depresyon değerlendirme ölçeği-gözden geçirilmiş formunun Türkçe uyarlamasının Türk populasyonundaki ergenlerde psikometrik özellikleri (Doctoral dissertation, Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi).
Nazan Rümeysa TEKİN
2016 yılında 6535. olarak girdiğim KTO Karatay Üniversitesi Psikoloji bölümünden 2020 yılında onur öğrencisi olarak mezun oldum. Lisans hayatım boyunca gerek sosyal gerek psikoloji alanında sayısız organizasyon düzenledim. Kurucu başkanı olduğum Bilgi ve Düşünce Topluluğu ile çıkardığımız Bakış Açısı dergisinin yazarlığını ve genel yayın yönetmenliğini yaptım. Bölüm başkanımızın öğrenci asistanlığını yürüttüm ve ayrıca iki dönem SKS koordinatörlüğünde asistanlık yaptım. Yine lisans dönemimde bir kongrede bildiri sunumu gerçekleştirdim. İngiltere Liverpool'da dil eğitimi aldım ve çeşitli sosyal medya hesaplarında çeviri editörlüğü yaptım. Tezimi travma üzerine yazdım ve halen de travma, reddedilme, öz şefkat konuları üzerine çalışmalarımı yürütüyor, çeşitli öğrenci odaklı oluşumlarda atölyeler düzenleyip gönüllü eğitimler veriyorum. Aktif olarak online platformda danışan görmeye devam ediyor olup aynı zamanda Bursa Teknik Üniversitesinde Psikoloji yüksek lisansımı yapıyorum.

İlgili Yazılar

YORUM ALANI

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz