Dosya: Karabağ Meselesinin Arayüzü

19’uncu yüzyıllarda doğuda yükselen Rusya ile İran, Kafkasya topraklarına karşın bir rekabete evrilmişlerdir. Rusya’nın Kafkasya bölgesine yayılmasından en fazla rahatsız olan ülke, bölge ile iki bin yıllık bağı olan İran’dır. Bu rahatsızlığın da etkisiyle, 1812 yılında Rusya, Avrupa’da Fransa ile mücadele ederken, İran, Rusya’ya saldırdı. Ancak bu saldırıda yenik düşen İran kuvvetleri, 13 Ekim 1813 tarihinde Karabağ’ın Gülistan kentinde barış anlaşması imzalamak zorunda kaldı. (Özyılmaz, 2013) Gülistan Antlaşmasıyla sonlanan savaş neticesinde Güney Kafkasya’da bulunan bereketli Karabağ toprakları Rusya yönetimine geçmiştir. Ardından Ruslar ile İranlılar arasında imzalanan Türkmençay Antlaşması uyarınca; Revan Hanlığı, Nahçıvan Hanlığı ve Talış Hanlığı Rusya’ya verilmiş ve Aras Nehri’nin bu iki devlet arasındaki sınırı oluşturmasına karar verilmiştir. Gülistan Antlaşması’yla birlikte İran’ın imzaladığı en kötü hezimetlerden biri olarak da kabul edilmektedir. Türkmençay Antlaşmasıyla beraber Azerbaycan toprakları ikiye bölünmüştür. Kuzey Azerbaycan Rusların, Güney Azerbaycan’da İranlıların hâkimiyeti altına girmiştir.

Rusya yalnızca Kafkasya’da hâkimiyet kurma gayreti içerisinde değildi. Rusların “sıcak denizlere inme” politikası ve hedefleri içinde Osmanlı Devleti ile çatışma halindeydi. Bölgesel açıdan Ruslar, Ermeniler ile strateji kurarak sistematik olarak idare etmeyi de planlamaktaydı. Çarlık Rusya’sının Slav topluluklar üzerinde uyguladığı Panislavizm siyaseti, millet-i sâdıka olan Ermenilerle Türklerin arasının açılmasına neden olmuştur. Bölgede hâkim güç konumuna gelmek isteyen Çarlık Rusya’nın uyguladığı bu politika neticesinde “Ermeni Sorunu” ortaya çıkarmıştır. Rusya’nın 1828-1829 Türk-Rus Savaşı’nda Ermenilerin yaşadığı bir kısım toprakları ele geçirmesi, yine Ermenilerin yaşadığı diğer vilayetleri de ilhak etme düşünce ve eğilimlerini cesaretlendirmişti. (Lewy, 2005) Bu süreçte, Rusya’nın kendilerini Türk boyunduruğundan kurtaracağını ümit eden Osmanlı Ermenileri arasında Rus yanlısı fikirler hızla yayılmaya başlamıştır. Netice itibariyle Ermeniler, düşmanla işbirliği yapmaya başlamış ve 93 harbinin zuhur etmesine yol açmıştır. Doksan üç Harbi’nde hızla ilerleyen Rus orduları Doğu Anadolu’da bazı sınır vilayetlerini işgal edince, buralarda yaşayan Ermenilerle temasa geçmiş; ayrıca Rus ordusundaki Ermeniler de Osmanlı Ermenilerini kışkırtmaya başlamıştır. (Karal, 1995)

Çarlık Rusya, Güney Kafkasya’da ele geçirdiği Türk topraklarını “Ermenileştirme” programına başlayacaktır. Ermenileri, Osmanlı İmparatorluğu’ndan ve İran’dan Güney Kafkasya’ya göç etmeye zorlayacaktır. Gerçekleşen Osmanlı – Rus Savaşları ardından Rusya; büyük sayılardaki Ermeni nüfusunu hassaten Karabağ bölgesine yerleştirir. Karabağ bölgesine Çarlık Rusya’sı döneminde Ortadoğu’dan göç eden özellikle İran’dan göç ettirilen Ermeni aileleri yerleştirilmeye başlamıştır. (İsmayılov, 2020). 1828 yılında Rusya ile İran arasında imzalanan Türkmençay ve 1829 Osmanlı Devleti ile Rusya arasında imzalanan Edirne Antlaşmalarından sonra, Güney Kafkasya’ya özellikle Erivan, Nahçivan, Karabağ bölgesine Osmanlı Devleti’nin Doğu Anadolu vilayetlerinden ve İran’ın kuzey bölgelerinden Ermeniler göç ettirilmiştir. 1828 yılında İran’dan 8.249 Ermeni ailesi, yani 40.000’den fazla kişi, Osmanlı Devleti’nden ise, yaklaşık 90.000 Ermeni Güney Kafkasya’ya göç ettirilmiştir. 1831 yılında Karabağ’da Ermeni nüfus 20.00 civarındaydı. Ancak yapılan göç nedeniyle bu rakam 1916 yılında 100.000’i aşacaktır. Böylelikle yüz yıllık süre içerisinde bölgede mukim Azerbaycan Türk nüfusu yüzde 80’lerden yüzde 20’lere düşmüş, Ermeni nüfus baskın hale gelmiştir. Nitekim Rusya’da, ele geçirdiği topraklara Ermenileri yerleştirmeye devam etmektedir. Göçlerle beraber azınlık durumuna düşen Türklerde, ata topraklarından ayrılmak zorunda kalırlar. Bu sayede Ermenistan ile Azerbaycan arasındaki çatışmanın temelleri atılmıştır. 1980’lerin sonu itibarıyla ise bölgenin statüsü sorun teşkil etmeye başlamış, çoğunluk hale gelen Ermeni nüfusu hak talep etmeye başlamıştır. Bu süreç Dağlık Karabağ’da günümüzde de devam eden çatışmaların altyapısını hazırlamıştır. (Güler, 2020)

Ekim 1917 yılında Rusya’da yaşanan devrimle Çarlık rejimi yıkılmıştır. Bolşeviklerin iktidarı ele geçirmeleri Kafkasya’da tedirginlik yaratmıştır. (Mustafayev, 2013) Çar II. Nicolay’ın yerine Lenin gelmiştir. Yıkılan Çarlık Rusya’nın ardından esir konumda olan Azerbaycan, Ermenistan ve Gürcistan bağımsızlıklarını kazanmak için çatışmaya girer. Bolşeviklerin iktidara gelişiyle beraber ortaya çıkan otorite boşluğundan faydalanmaya çalışmışlardır. Ruslar, merkezde kontrolü ele aldıktan sonra Güney Kafkasya’da ki hareketlenmeye müdahil olmuştur. Bölgede ki üç büyük devleti temsilen üç delege seçilerek Kafkasya Yürütme Meclisi kurulur.  Buna mukabil hararetlenen bölgenin sakinleşmesi öngörülmektedir Bu meclisle beraber Azerbaycan, Gürcistan ve Ermenistan topraklarında fedaratif özelliğe sahip Transkafkasya Demokratik Federatif Cumhuriyeti kurulmuştur. Böylelikle Moskova, SSCB’nin yıkılışı ile her açıdan kaybettiği güç ve itibara rağmen stratejik çıkar alanı olarak tanımladığı “yakın çevre”de halen etkisini büyük oranda devam ettirmektedir. Transkafkasya Demokratik Federatif Cumhuriyeti’nin ilanından sonra Kafkasya Yürütme Meclisi içinden bir hükümet kurulmuş olup bu hükümetin beş bakanı Gürcü, üç bakanı Ermeni ve üç bakanı da Türk kökenliydi. (Bozkuş). Rusya’nın Birinci Dünya Savaşı’ndan çekilmek için Osmanlı Devleti’ne barış teklif etmesinin ardından, iki devlet arasında 3 Mart 1918’de Brest-Litovsk antlaşması imzalanmış ve Osmanlı Devleti Kars, Ardahan, Batum ve Erzurum’u Ruslardan geri almıştı. Bu durum Transkafkasya Demokratik Federatif Cumhuriyeti’ni oluşturan üç ülke arasında büyük bir anlaşmazlık doğmasına neden olmuştur. Özellikle Ermeniler, Osmanlıların geri aldıkları toprakların kendilerine ait olduğunu ileri sürerek diğer iki toplumun bu konuda sessiz kalmasına tepki göstermişlerdir. Bu anlaşmazlık neticesinde devrimcilerin kendi aralarındaki çatışmaları fırsat bilerek Ermenilerin baskısıyla 1918 yılının Mayıs ayında Transkafkasya Demokratik Federatif Cumhuriyeti dağılmıştır. Bu gelişme üzerine Gürcistan ve Azerbaycan 26 Mayıs’ta, Ermenistan ise 28 Mayıs’ta bağımsızlığını ilan etmiştir. Böylelikle ömrü yalnızca iki yıl olan Demokratik Ermenistan Cumhuriyeti kurulmuştur.

Bağımsız olarak kurulan Azerbaycan Devleti, neticesinde Rusya’yı rahatsız etmektedir. Ayrıca Bakü halen Bolşeviklerin etkisi altındadır. Bakü Sovyet ordusu Gence şehrine hareket emri vermiş ve Azerbaycan Osmanlı Devleti’nden yardım talebinde bulunmuştur. Enver Paşa, kardeşi Nuri Paşa’ya yeni bir ordu kurdurarak Bakü’ye gönderdi. Kurulan Kafkas İslam Ordusu Rusya başta olmak üzere diğer devletleri de tedirgin etmiştir. Nitekim petrol zengini Bakü’nün Türklerin kontrolüne geçmesi sıkıntı arz edecek bir durumdur. 1918 yılının 15 Eylül’ünde Nuri Paşa’nın komutasındaki Kafkas İslam Ordusu, Azerbaycan Milli Meclisi ve Musavat Partisi güçlerince Bakü, Bolşevik-Taşnak-Bakü Sovyeti güçleri ve İngiliz ordusu işgalinden kurtarılarak tarihi bir başarıya imza atmıştır. Azerbaycan’da zaferin ardından başkentini Gence’den Bakü’ye taşır. Ayrıca sözleri büyük düşünür ve şair Ahmet Cevad tarafından 1914 yılında yazılan, zaferin kesinleştiği gün dönemin büyük musikisi Üzeyir Hacıbeyli tarafından bestelenen “Çırpınırdın Karadeniz” şarkısı ilk defa bugün söylenmiştir. (15 Eylül 1918: Nuri Paşa Komutasındaki Kafkas İslam Ordusu Bakü’yü Kurtardı, 2020)

12 Ocak 1920 tarihinde Rusya Devleti dışında toplamda 23 devlet, Azerbaycan Cumhuriyeti Devleti’nin varlığını resmen tanımıştır. Azerbaycan Cumhuriyeti, Rusya için tehdit niteliğindedir. Nitekim Rusya’nın Panslavizm politikasından ödün vermesi beklenemezdi. Bundan dolayı Rus ve Ermeniler tarafından kurulan 11’inci Kızıl Ordu, 28 Nisan 1920 tarihinde Azerbaycan’ı ele geçirmiştir. Bolşevik yönetim için artık Azerbaycan tehdit olmaktan çıkmıştır. 11’inci kızıl ordu daha sonrasında Ermenistan’da da Bolşevik iktidarı kurmuştur. 30 Aralık 1922 tarihinde Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği resmen kurulmuştur. Böylelikle Azerbaycan, Gürcistan ve Ermenistan’da SSCB’nin üyeleri olarak birliğine katılmışlardır. Yaklaşık bir yıl sonra SSCB’nin lideri Stalin, Azerbaycan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti’nin toprakları olan Dağlık Karabağ’da Ermeni özerk bölgesi oluşturmaya karar verir. Bunun için farklı bölgelerden çok sayıda Ermeni’yi buraya yerleştirir ve Rusların bu politikası kanlı meyvelerini 90’lı yılların sonunda vermeye başlayacaktır.

Sovyetler Birliği 1980’lerde parçalanmaya başladığında yeni önlemler almaya başlamıştır. Glastnost (Açıklık) ve Perestroyka (Yeniden Yapılandırma) politikalarıyla bir dizi siyasi ekonomik ve sosyal haklarla halkın Sovyet rejimine karşı güveninin artırılması amaçlanmıştır. Sovyetler Birliği zayıflamaya başlayınca, Ermeniler Karabağ’ın Sovyet Azerbaycan’dan Sovyet Ermenistan’a devredilmesine ilişkin taleplerini dillendirmeye başlamışlardır. Ekim 1987’de Ermenistan’ın başkenti Erivan’da bu talebi desteklemek maksadıyla kalabalık gösteriler düzenlenmiştir. Gösterilerden birkaç gün sonra, 18 Ekim 1987’de, bugün hâlâ sınır bölgesinde zaman zaman yaşanan çatışmaların ilk temeli atılmıştır. Dağlık Karabağ’ın Çardaklı Köyü’ndeki Ermeniler, Bakü yönetiminden çıkmayı talep ederek bölgedeki Azeri nüfusa çeşitli saldırılar düzenlemişlerdir. (Dağlık Karabağ neden önemli, Azerbaycan ve Ermenistan arasındaki sorun ne zaman ve nasıl başladı?, 2020) İki ülke arasındaki düşmanlık gittikçe hat safhaya çıkmıştır. Buna mukabil iki ülke arasında karşılıklı göçler meydana gelmiştir. 20 Şubat 1988 Stalin tarafından kurulan Dağlık Karabağ Özerk Bölgesinin Ermeni vekilleri bir karara imza atmışlardır. Bu kararla beraber Ermenistan Sovyet Sosyalist Cumhuriyetine katılmaları yönündedir. Ancak Bakü ve Moskova yönetimi bu kararı sert bir dille reddetmiştir. İki devlet arasında yükselen gerginlik giderek artmıştır. Artan bu gerginlik bölgesellikten çıkıp küreselleşme seyrini almıştır. Bu nedenle iki devleti karşı karşıya getirmemeye çalışılmıştır. Böylelikle Dağlık Karabağ’da Hankendi’den Azerbaycan Türkleri, Şuşa’dan ise Ermeniler çıkarılır. 1989 yılında Moskova, Dağlık Karabağ bölgesinin özerkliğini kaldırarak doğrudan Azerbaycan Sovyet Sosyalist Cumhuriyetine bağlanır. Bu ani kararı Ermeniler tanımazlar hatta Ermenistan Parlamentosu Dağlık Karabağ’ın Ermenistan’a bağlandığı kararını ilan etmişlerdir. İki toplum arasındaki anlaşmazlık çatışmaya, 1990’lı yılların başlarında da geniş çaplı savaşa dönüşmeye başladı. Ermeni Ulusal Hareketi ve Azerbaycan Halk Cephesi oluşturulmuştur. Azerbaycan halkı yükselen tansiyon içerisinde bağımsızlık mücadelesine girişmiştir. Kontrolü kaybetmek istemeyen Sovyet Rusya ordusu, 20 Ocak 1990’da Bakü’ye girmiştir. Sovyetler Birliğinde uygulanan yeni ve özgürlükçü politikalar yüzünden tüm bastırılmış düşünceler ortaya çıkmıştır. Demokratikleşme adına atılan özgürlük mantığı ülke içindeki muhalif grupların daha da güçlenerek, devletin kısa sürede iç karışıklıklarla çalkalanmaya başlamıştır. Kendi içerisinde istikrarsızlık ve darbelerle boğuşan Sovyet Rusya için yıkılma çanları çalmaya başlamıştır.

Azerbaycan ve Ermenistan arasında süren Dağlık Karabağ çatışmaları, savaşa döner. Rusların desteğini de alan Ermeniler, 1991’de Hankendi’ni, 1992’de Şuşa ve Hocalı’yı işgal etmiştir. Daha sonra Laçın, Hocavend, Kelbecer ve Ağdere’yi de ele geçiren Ermeniler, 1993’te Ağdam’a girdi. Ağdam’ı, Cebrayıl, Fuzuli, Gubadlı ve Zengilan İllerinin işgali izledi. Ermeniler bu süreçte Azerbaycan Türklerine karşı katliamlar yaptı. Azerbaycan topraklarının yüzde 20’si işgal edildi, 1 milyona yakın Azerbaycanlı da yaşadıkları bölgeleri terk etmek zorunda kalmıştır. Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği ise tamamen dağılmıştır. Ermeniler ise işgal ettikleri topraklarda sözde Dağlık Karabağ Cumhuriyetini ilan ederler. Ancak hiçbir ülke ve uluslararası örgüt tarafından tanınmaz ve Dağlık Karabağ bölgesinin Azerbaycan’a ait olduğunu kabul ederler. Azerbaycan’ın bağımsızlık sonrası Dağlık Karabağ’ın Sovyet döneminde elde ettiği otonom statüsünü kaldırması da bölgenin bağımsızlığı ve Ermenistan tarafından işgali ile sonuçlanmıştır. Ancak tüm bunlara rağmen Dağlık Karabağ Birleşmiş Milletler (BM) tarafından bağımsız Azerbaycan Cumhuriyeti’nin toprağı olarak tanınmakta, Ermenistan’ın her türlü girişimi ise uluslararası hukuka aykırı olarak kabul edilmektedir. (Güler, 2020)

Yaşanılan bu gerginlik neticesinde iki devlette faturasını ağır ödemiştir. Ekonomik ve askeri açıdan aşırı derecede yıpranmışlardır. Azerbaycan Cumhuriyeti, 1991 ila 1995 yılları arasında toplamda altı hükümet değişikliğine gitmiştir. Dış borçlarını ödeyemeyen Ermenistan ise tüm endüstriyel kurumlarını yönetimini Rusya’ya devreder. Enerjiden askeriyeye kadar nerdeyse bütün alanlarda Ermenistan Devleti çöküntü yaşayarak Rusya’nın gölgesine sığınmıştır.

19 Eylül 1992 tarihindeyse Sovyet Rusya Güney Kafkasya’dan geri çekilmiş ve dolayısıyla otorite boşluğu doğmuştur. Doğan bu boşluğu doldurmak maksadıyla İran Devleti kuzeyinde bulunan yoğun Azerbaycan Türk nüfusunun ayaklanması ihtimaline karşılık Ermenistan’ı destekler. Yaklaşık 35 milyona yakın bir Türk nüfusundan bahsedilmektedir. Bu nüfus, Azerbaycan Cumhuriyeti’nin toplam nüfusuna oranla üç katıdır ve İran için tehlike arz etmesi de bu nedenledir. 1828 yılında imzalanan Türkmençay Antlaşmasına kadar tek bir parça olan Azerbaycan, yeniden birleşme isteği uyanabilir. Halihazırda Azerbaycan’ın üç temel hedefi vardır. Birincisi, Türkiye ile olabildiğince yakınlaşmaktır. İkincisi, Rusya’nın ikiyüzlü politikaları nedeniyle mesafeli durmaktır. Üçüncüsü ise, Güney Azerbaycan ile birleşmektir. Azerbaycan’ın bu hedeflerini bilen Rusya ile İran, alttan alttan Ermenistan’ı desteklemeye devam etmektedir. Nitekim bu üç hedefin gerçekleşmesi, zengin petrol ve doğalgaz yataklarının Türk egemenliği altına geçmesi demektir.

Azerbaycan’ın girişimleri sonucunda Birleşmiş Milletler ile Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı bünyesinde çalışmalar başlar. Dağlık Karabağ sorununa barışçıl çözüm bulunmasını teşvik amacıyla 24 Mart 1992’de Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT) Minsk Grubunu oluşturmuştur. Grubun eş başkanlıklarını Rusya, Fransa ve ABD üstlendi. Sorunu çözmek için AGİT Minsk Grubu oluşturulmuştur. Pek tabi Rusya bu durumdan rahatsızdır. Buna mukabil Güney Kafkasya’da güç dengeleri sarsılmaya başlayan Rusya, Dağlık Karabağ mevzusuna doğrudan müdahil olur. Rusya bir yandan çözüm grubunun eş başkanlığını yürütürken diğer yandan da belirsizlik yaratarak tarafları elinde tutma politikası gütmüştür. Azerbaycan ve Ermenistan devletlerini Soçi’de bir araya getirir ve geçici ateşkes antlaşması imzalanır. Ancak Ermenistan bu ateşkese uymaz. Nahcıvan ile Karabağ bölgelerine saldırılar düzenler. Bu durum üzerine Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, Dağlık Karabağ Bölgesinin Azerbaycan toprağı olduğu ve Ermenistan’ın bu bölgeyi işgal ettiği kararını alır.

Azerbaycan’da iktidara gelen Haydar Aliyev, savaşı durdurmak maksadıyla bir fiil çalışmalar başlatır. 12 Mayıs 1994 tarihinde Ermenistan ile tekrardan ateşkes antlaşması imzalanır. Ermenistan-Azerbaycan arasında 1994 yılında imzalanan ateşkes anlaşmasından önce ve sonra Rusya’nın Ermenistan’ı silahlandırması sürekli gündeme gelmiştir. Geçmişte imzalan ateşkeslerle birlikte bu ateşkesi de Ermenistan bozmuştur. Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi aldığı kararla Ermenistan’ı “saldırgan” devlet olarak nitelendirir. Dünya kamuoyunda da haklılığı ispatlanan Azerbaycan’a saldırgan tavrından ödün vermeyen Ermenistan, Rusya’nın bir politikası olduğu aşikardır. Nitekim Rusya, 1993 ila 1996 tarihleri arasında Ermenistan’a toplamda 1 milyar liralık silah yardımında bulunmuştur. Ayrıca Ermenistan Cumhurbaşkanı Serj Sarkisyan, 2010 ila 2018 yılları arasında Rusya’nın Ermenistan’a 50 bin ton silah gönderdiğini söylemiştir. Nitekim Ermenistan, Rusya’nın Kafkasya’da ki en önemli stratejik ortağıdır. Bu bağlamda Rusya’nın politik çizgisi; Azerbaycan’da huzursuzluğun yerleşmesine, eski nüfuzunun burada tekrar kazanılmasına ve gelecekte Azerbaycan’ın tekrardan Rusya’nın kolonisi olmasına yönelik ve bu maksatla da Ermenistan’ı destekler niteliktedir. (Şıhaliyev, 2011)

16 Ağustos 2010 tarihinde, Azerbaycan ile Türkiye arasında “Stratejik Ortaklık ve Karşılıklı Yardım Antlaşması” imzalanmıştır. 23 Aralık 2015 tarihinde ise Ermenistan ile Rusya arasında “Ortak Hava Savunma Sistemi” kurulması antlaşması imzalanmıştır. 2016 yılında Ermenistan Dağlık Karabağ bölgesinde ateşkesi tekrar bozmuştur. Toplamda dört gün süren çatışmada Azerbaycan, bölgede ki stratejik tepeleri geri almıştır. Azerbaycan’ın bazı stratejik tepeleri geri almasından sonra Rusya, Ermenistan’a İskender-M füzelerini yerleştirmiştir.

Ermenistan Karabağ’da, yaklaşık 30 yıldır sürdürdüğü işgali ve Azerbaycan topraklarında kurduğu sözde cumhuriyeti hiçbir ülke ve uluslararası kuruluş tanımamıştır. Bu süreçte, BMGK, Ermenistan’ın işgal altındaki bölgeleri derhal boşaltmasını içeren dört karar kabul etmiştir. Ancak Erivan yönetimi bu kararların hiçbirini gerçekleştirmemiştir. Azerbaycan tarafı ise çözüm sürecinin başlaması ve barışın tesis edilmesi için Ermeni askerleri tarafından işgal edilen bölgelerden çekilme şartını öne sürmektedir. Bakü yönetimi, Dağlık Karabağ’a yüksek statülü özerklik vadederken, Ermenistan bu bölgenin Azerbaycan’dan ayrılarak bağımsız olmasını istiyor. Ancak Ermenistan’ın işgalci tavrı hasebiyle çatışmaların yeniden başladığı Karabağ bölgesinde, Ermenistan’ın çekilme kararından sonra Azerbaycan’ın mutlak zaferiyle mesele sonuca bağlanmıştır.

 

Kaynakça

• 15 Eylül 1918: Nuri Paşa Komutasındaki Kafkas İslam Ordusu Bakü’yü Kurtardı. (2020, Eylül 15). Qırım Haber Ajansı: https://qha.com.tr/haberler/15-eylul-1918-nuri-pasa-kumandasindaki-kafkas-islam-ordusu-baku-yu-kurtardi/247466/ adresinden alındı
• Bozkuş, Y. D. (tarih yok). Ermenistan Cumhuriyeti ve Osmanlı İmparatorluğu ile İlişkileri. Türkler ve Ermeniler, Tarih boyunca Türk-Ermeni İlişkileri: https://turksandarmenians.marmara.edu.tr/tr/ermenistan-cumhuriyeti-ve-osmanli-imparatorlugu-ile-iliskileri/ adresinden alındı
Dağlık Karabağ neden önemli, Azerbaycan ve Ermenistan arasındaki sorun ne zaman ve nasıl başladı? (2020, Eylül 28). BBC News: https://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-54330024 adresinden alındı
• Güler, M. Ç. (2020). 5 Soru: Dağlık Karabağ Çatışması: Azerbaycan – Ermenistan İlişkilerinde Bir Kırılma mı? SETA.
• İsmayılov, S. N. (2020). Dağlık Karabağın Tarihsel Süreci. Kriter, 26-34.
• Karal, E. Z. (1995). Osmanlı Tarihi (Cilt 8). Ankara.
• Lewy, G. (2005). The Armenian Massacres in Ottoman Turkey: a Disputed Genocide. Utah.
• Mustafayev, B. (2013). Resulzade Hükümeti Dönemi ve Yaşanan Terör Olayları (1918-1920). Avrasya İncelemeleri Dergisi , 205-231.
• Özyılmaz, E. V. (2013). Geçmişten Günümüze Dağlık Karabağ. Gazi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dergisi, 191-208.
• Sapmaz, A. (tarih yok). Rusya’nın Transkafkasya Politikası ve Türkiye’ye Etkileri. Ötüken: https://www.otuken.com.tr/u/otuken/docs/Transkafkasya.pdf adresinden alındı
• Şıhaliyev, E. (2011). Uluslararası İlişkiler Boyutuyla Ermenistan-Azerbaycan Çatışması. Çankırı Karatekin Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, 139-160.
• Tomar, P. D. (2019, Şubat 05). Rusya, en sıcak denizler ve Ortadoğu. Anadolu Ajans: https://www.aa.com.tr/tr/analiz-haber/rusya-en-sicak-denizler-ve-ortadogu/1383721 adresinden alındı
• Yeşilot, O. (2010). Türkmençay Antlaşması ve Sonuçları. Atatürk Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Dergisi, 187-199.
• Palabıyık, M. S.ve Y. Deveci Bozkuş (2009), “Turkish – Armenian Relations (1918-2008)”, (Der.) Ömer Engin Lütem, The Armenian Question, Basic Knowledge and Documentation. Ankara:Terazi Publishing.

Hasan Faruk ORAL
İlk ve ortaokulunu Artvin/Arhavi’de tamamladı. 2019 yılında Rize-Güneysu Kaptan Ahmet Erdoğan Anadolu İmam-Hatip Lisesi’nden mezun oldu. Hâlihazırda Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesinde Lisans eğitimine devam etmektedir. 2014-2015 eğitim/öğretim yılında Arapça dil eğitimini Ürdün’ün başkenti Amman’da tamamladı. 2018 yılında Kabataş Erkek Lisesi ile birlikte Artvin’de, Topluma Hizmet Projelerinin (CIP) koordinatörlüğünü yaptı. Türk Cumhuriyet tarihi, Türk dış politikası, İslamcılık, Avrupa, demokrasi, yerel yönetimler ve sivil toplum konularıyla alakalı çeşitli makaleleri bulunmaktadır. SETA, SDE ve ORSAM düşünce kuruluşlarında stajyerlik yapmıştır. Birçok staj programlarında siyaset ve dış politika alanlarında eğitimler almaya devam etmektedir. “Yerel Yönetimlerin Şehir Stratejileri” isimli saha çalışması bulunan Oral, ileri düzey Arapça, orta düzeyde İngilizce ve Gürcüce bilmektedir.

İlgili Yazılar

YORUM ALANI

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz