Duygusal İhmalin Yansımaları

İnsan; duygu, davranış, düşünce örüntüsünde varlığını devam ettiren bir canlıdır. İnsanlar bu örüntüyü karşılıklı bir şekilde birbirini besleyerek inşa etmektedir. Örüntüyü oluşturan olgulardan birinin eksikliği insanın hayatını önemli bir şekilde etkilemektedir. Özellikle duygusal açıdan yaşanan ihmal ve eksiklikler insanın ruhu başta olmak üzere bedenini, hayata olan bakış açısını, seçimlerini kısacası her şeyini şekillendirmektedir. Davranışsal boyutta yaşanan ihmallerin ilerleyen süreçlerde etkisi ortadan kalksa da duygusal anlamda yaşanan ihmaller doğrudan kişinin ruhunda boşluklar oluşturmaktadır. Bu boşluk, kişi fark edene kadar da etkisini devam ettirmektedir.

Literatüre bakıldığında duygusal ihmal; çocuğun niteliğinin, kapasitesinin ve arzularının sürekli olarak kötülenmesi, karşılıklı ilişkilerden yoksun bırakılması şeklinde tanımlanmaktadır. (Dinleyici ve Dağlı, 2016). Dünya Sağlık Örgütü’ne göre duygusal ihmal çocuğun gelişimine ve desteklenmesine yönelik ortamın hazırlanamaması sebebiyle çocuğun kendi potansiyelini gösterme konusunda pasifize olması sonucunda ruhsal, sosyal ve ahlaki açıdan gelişimini ketleyecek her türlü davranıştır (akt. Üstündağ, 2020). Çocuğun duygusal destek, ilgi ve dikkat gibi ihtiyaçlarını göz ardı etme, ebeveynler arasındaki tartışmalara şahit olması, alkol veya madde kullanımına izin verilmesi, psikolojik destek almasına imkan sağlamama duygusal ihmallerden bazılarıdır.

Duygusal ihmal gizil bir süreçte ilerler. Yani süreç sırasında ne ihmali işleyen ne de ihmale maruz kalan durumun farkındadır. Başkaları tarafından da fark edilmesi zordur. Singapur’da duygusal ihmali fark edebilmek için çocuklar üzerinde bir çalışma yapılmış ve bazı davranış biçimlerinin duygusal ihmalle ilintili olduğu görülmüştür. Bu davranışlar saldırgan ve şiddet içeren tutumlar, akademik başarıda düşüş, alt ıslatma, sürekli dikkat çekmeye çalışma, ebeveyn veya bakım verenden korkma, depresyon ve aşırı endişeli haller olarak belirlenmiştir. (Pelendecioğlu ve Bulut, 2009). Ancak çoğu ebeveyn veya bakım veren bu davranışların, çocuğun duygusal ihtiyacına yönelik olduğunu düşünmemektedir. Çünkü ebeveyn veya bakım verene göre çocuğun her türlü ihtiyacı kendisi tarafından bir şekilde karşılanmaktadır. İlerleyen dönemlerde belirtilen davranış örüntüleri ortadan kalksada çocukluğunda ihmale maruz kalmış yetişkin önemli duygusal problemlerle karşılaşmaktadır. Kişi ancak terapötik bir süreçten geçerse ya da psikolojik bağlamda sağlıklı bir şekilde kendini yetiştirirse yaşadığı problemlerin maruz kaldığı duygusal ihmalden dolayı olduğunun farkındalığıyla karşılaşır. Diğer türlü çocukluğunda göz ardı edilen duygularının ruhunda ve benliğinde açtığı yaralarla hayata tutunmaya çalışır.

Duygusal ihmal özellikle ebeveynlerin veya bakım verenlerin çocuklarına yönelik tutumlarıyla tetiklenmektedir. Yapılan bir çalışmada ilgisiz, aşırı koruyucu, otoriter ve tutarsız ebeveyn tutumlarının çocukların düşük öz saygı ve benlik algısına sebep olduğu belirtilmiştir (Toker ve Çarpan, 2018). Başka bir çalışmada madde bağımlısı olan genç yetişkinler üzerinde yapılmış ve bu kişilerin çocukluk çağlarında aileleriyle uzun dönemli ayrılıklar yaşadığı, ebeveynlerinin psikotik rahatsızlıklara sahip oldukları ve ebeveynleri tarafından kötü muameleye maruz kaldıkları bulunmuştur (Mermer, 2019). Özellikle bağımlılık konusunda birçok ruh sağlığı uzmanının ortak fikri bağımlı kişinin çocukluk döneminde bakım aldığı kişiden duygusal açıdan yeterli ilgiyi görmediğidir. Duygusal ilginin azlığı sonucu oluşan boşluğu bağımlı kişinin farklı yollarla tamamlama ihtiyacı bağımlılık sürecini başlatmaktadır. Farklı bir çalışma ise gündelik hayatta herhangi bir sınıflandırmaya girmemiş ebeveynlerin  bile çocuğuna karşı duygusal ihmalde bulunduğunu belirtmektedir. Bir ebeveynin okuldan eve dönen çocuğuna okulunun nasıl geçtiğine, o gün neler yaşadığına dair sorular sormaması bu duruma örnek olarak verilmiştir. Yani duygusal ihmal olarak düşünülmeyen tutumlar dahi çocuklarda duygusal açıdan yaralar açabilir. Örnek olarak çocuğunu sürekli dünyanın en güzel kızı veya erkeği şeklinde seven ebeveynler kendilerince sevgi gösterdiğini düşünse de çocuğunun duygusal gelişimine zarar vermektedir. Ebeveyn istemsizce çocuğuna narsist duygu yüklemeleri yapmaktadır. Bu tutum yetişkinlik döneminde narsist bir kişiliğin tohumlarının atılmasına sebep olur.

Duygusal ihmalin yetişkinlikte kendini gösterdiği en önemli alanlardan biride duyguları tanımlama ve duygu farkındalığıdır. Araştırmalar duygu körlüğü olarak bilinen aleksitimi ile duygusal ihmal arasında pozitif anlamlılık bulmuştur (Işıklı, 2015).Yani çocukluk çağındaki duygusal ihmal yetişkinlik döneminde aleksitimi şeklinde yansımaktadır. Bunun en önemli sebebi çocukluk döneminde duyguların belirtilmesinde, ebeveynlerle duygular üzerinden muhabbet etmede, andaki sahip olunan duyguyu adlandırmada eksikliklerin yaşanmasıdır. Bu dönemde duygunun önemini kavrayamayan çocuk yetişkin olduğunda hem kendi duygularını hem başkalarının duygularını fark etmemekte ve bunu normal bir durum olarak algılamaktadır.

Yapılan araştırmalar duygusal ihmalin farklı psikotik rahatsızlıkların tetikleyicisi olduğunu göstermektedir. Gençler üzerinde yapılan bir araştırmada depresyon ve duygusal ihmal arasındaki ilişki incelenmiş ve anlamlı bir korelasyon bulunmuştur. Depresyona meyilli gençlerin duygusal ihmal temelli çocukluk çağı travmaları yaşadığı belirtilmiştir. Başka bir araştırma ise duygu durum bozukluğu olan kişilerin çocukluk çağında duygusal ihmale maruz kaldıkları belirtilmiştir (Işıklı, 2015, s.5).

Dr. Jonice Webb duygusal ihmale uğramış danışanları üzerinde bir çalışma yapmış ve bu kişilerin davranışlarını ve düşüncelerini incelemiştir. İnceleme sonucunda kişilerin yaşantılarında, arkadaşlık ilişkilerinde, evliliklerinde, varoluşsal şemalarında her zaman duygusal bir boşluğun çekimine maruz kaldıklarını, yardım istemekte zorlandıklarını ve bağlılık gerektiren ilişkilerden uzak durduklarını bulmuştur. Kişiler diğerlerine güven duyma konusunda endişelidir. Kendileri hakkında gerçekçi olmayan öz değerlendirmelere sahiptir ve öz saygıları düşüktür. Herkese karşı şefkat gösterirlerken kendilerine karşı şefkat göstermede başarısızdırlar. Danışanların kendilerine yönelik öfkeleri çok fazladır. Hüzünlü, karamsar, endişeli gibi duygu durumlarında benliklerine yönelik patolojik nefretleri vardır. Webb, danışanlarının iyi bir dinleyici olarak tanımlandığını fark etmiştir. Buna karşılık ise danışanlarının sosyal yaşantılarında kendileriyle özellikle duygularıyla ilgili iyi bir anlatıcı olmadıklarını gözlemlemiştir. Aynı şekilde danışanlar sosyal yaşantılarında oldukları ve hissettikleri gibi yaşamaktan kaçınmaktadır. Bunun sebebi olarak gerçek kimlikleriyle başkaları tarafından kabul görmeyecekleri ve sevilmeyecekleri inancıdır. Bir diğer özellikleri ise danışanlarında öz disiplininin düşük olmasıdır. Sorumlulukları yerine getirmede ve devam ettirmede zorluk çekmektedirler. Hangi konuda iyi hangi konuda zayıf olduklarına dair farkındalıkları düşüktür. Ertelemeye meyilli yapıları bulunmaktadır. Webb’in yaptığı çalışmada ilginç noktalardan birisi de danışanlarının çoğu çocukluklarını çok güzel geçirdiklerini, ebeveynlerinin veya bakım verenlerinin her türlü ihtiyaçlarını karşıladıklarını belirtmektedir. Ancak burada dikkat edilmesi gereken durum çocukluğa dair yaşanılan olaylar değil olayın içindeki duygulardır. Danışanın anlattığı örnek bir olayla bu durum daha anlaşılır hale getirilebilir. Danışan çocukluğunda ebeveynleriyle her yaz sahile gittiklerini, babasının her gittiğinde kendisiyle vakit geçirdiğini belirtmiştir. Ancak bu sürecin tam ortasında annesi tarafından babasının çalıştığı için yorgun düştüğü daha fazla kendisinin babasını yormaması gerektiği uyarısını aldığını ifade etmiştir. Babasının da annesinin ikazından sonra yanından ayrıldığını ve kendi halinde vakit geçirmeye devam ettiğini anlatmıştır. Danışanla olay bağlamında duygu farkındalığı çalışması yapılmış ve danışan o esnada kendisini yalnız hissettiğini, kendi istekleri yüzünden babasını daha çok yorduğunu ve bu sebeple kendisine kızdığını ifade etmiştir (Webb, 2020). Bu olay ve türevleri her ailede benzer şekilde yaşanmaktadır. Ebeveynlerle olay üzerinde konuşulduğunda “ama”larla başlayan kendilerince haklı oldukları birçok sebeple de karşılaşılmaktadır. Ancak burada en önemli “ama” çocuğundur. Öncelikle ebeveynlerden anne çocuğunun duygularını göz ardı ederek hareket etmiştir. Ayrıca baba-çocuk ilişkisine de karışmamalıdır. Babada eğer yorgunsa çocuğuyla beraber süreci oyunlaştırarak dinlenmelidir. Bu yaşanan olayın sadece bir telafi şeklidir. Bunun gibi daha farklı yöntemlerde denenebilir.

Sonuç olarak şu anda çevremizde çocukluğundan yaralı ve yarası hala kanamaya devam eden yetişkin olduğunu düşündüğümüz bir sürü çocuk yaşamaktadır. Bu çocuklar arasında büyük olasılıkla yazıyı yazan dahil bizler de bulunmaktayız. Yetişkinler olarak yaşanılanları kabul ederek başlamalı, hayatın geri kalanında hem kendi duygularımızı hem de diğerlerinin duygularını göz önünde bulundurmalı, davranış odağından çıkarak duygu odağına geçiş yapmalıyız. Aksi takdirde hepimiz birer “tutunamayanlar” adayı haline gelebiliriz.

 

Kaynakça

  • Betül Pelendecioğlu, S. B. (2009). Çocuğa Yönelik Aile İçi Fiziksel İstismar. Abant İzzet Baysal Üniversitesi Dergisi , 50-62.
  • Gülay Aslan Toker, A. S. (2018). Anne Baba Tutumlarından Kaynaklanan, İhmal ve Duygusal İstismara Maruz Kalmış Çocukların En Çok Kullandığı Savunma Mekanizmaları Üzerine Bir Literatür Taraması. Uluslararası Toplum Araştırmaları Dergisi, 1799-1801.
  • Işıklı, P. İ. (2015). Çocukluk Çağı Travmalarının ve Bağlanma Biçiminin Depresyon Belirtileri ile İlişkisi: Aleksitiminin Aracı Rolü . Türk Psikiyatri Dergisi , 5-6.
  • Meltem Dinleyici, F. Ş. (2016). Duygusal İhmal, İstismar ve Çocuk Hekiminin Rolü. Osmangazi Tıp Dergisi, 18-19.
  • Mermer, D. (2019). Ebeveyn Tutumlarının Madde Bağımlılığı İle Olan İlişkisi. Sosyal Hizmet Uzmanları Derneği Dergisi, 20-21.
  • Meryem Özlem Kütük, Ö. B. (2017). Çocuklarda ve Adölesanlarda Duygusal İstismar ve İhmal. Child Psychiatry-Special Topics, 181-182.
  • Üstündağ, A. (2020). Duygusal İhmal ve İstismara Uzmanların Bakış Açısı . Journal of Economy Culture and Society, 128-129.
  • Webb, J. (2020). Çocuklukta İhmalin İzi: Boşluk Hissi. İstanbul: Sola Unitas.
Esra Liya ÖZSOY
Esra Liya ÖZSOY
2016 yılında Üsküdar Üniversitesi Sosyal Hizmetler Ana Dal, 2017 Psikoloji Çift Ana Dal lisans mezunuyum. Üsküdar Üniversitesi bünyesinde Sosyal Hizmetler Öğrenci Birliği’nde öğrenci temsilciliğinin yanı sıra SİYAMDER ve AÇEV’de gönüllü faaliyetler yürüttüm. İlk olarak Çamlıca Özel Kalem Vakfı’nda özel gereksinimli çocuklarla çalıştım. Okula oryantasyon, psikososyal ve akademik beceri kazandırma konularında görevler icra ettim. Ardından Türk Kızılay’ında Sosyal Hizmet Uzmanı olarak görev aldım. Geçici koruma altındaki Suriyeli vatandaşlarla çalıştım. Çocuk işçiliği, erken evlilik, geçici koruma vatandaşlık hakları, sosyoekonomik bağlamda vakaların yanı sıra psikososyal ve sosyal uyum atölyelerinin yürütücülüğünü üstlendim. Son olarak AFAD’a bağlı “Afete Hazır Türkiye” projesi kapsamında “Eğitim Asistanlığı” görevini yürüttüm. Eğitim faaliyetlerinin planlama süreci, izleme ve raporlama çalışmalarında görev aldım. Halihazırda İstanbul Üniversitesi Sosyal Politika Programında Yüksek Lisans yapmaktayım. Aynı zamanda iki yıldır Psikolektif Dergisinde akademik derlemeler yazmaktayım. Çalışma alanlarım çocuk yaşta, erken ve zorla evlilikler, toplumsal cinsiyet, kadın hakları, çocuk ve kültürel psikoloji'dir. Bunların yanında Proje Fabrikasında stajyer olarak proje yazma eğitimime devam ederken aktif olarak Roman Hakları Derneği’nin gönüllüsüyüm.

İlgili Yazılar

YORUM ALANI

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz