Sadaret Dönemi: Sadrazam Ali Paşa’nın Hayatı ve Şehadeti

Sadrazamlık veyahut sadaret makamı, Osmanlı devlet teşkilatı içerisinde büyük bir öneme sahiptir. Tarihi geçmişine baktığımızda Türk-İslam devletlerinde ve bilhassa Selçuklular’da bulunan, baş vezirlik makamının bir devamı olarak kabul edilen (İpşirli, 2008, s. 414-415) ve takriben 15. yüzyılın ortalarına doğru yaygınlaşan sadrazam tabiri, daha önceki dönem kaynaklarında genellikle vezir-i azam şeklinde geçmektedir (Kaşıkçı, 2016, s. 112). Padişahlıktan sonra en yüksek makam olan, hatta zaman zaman alınan kararlarda padişahı dahi devre dışı bırakan sadrazamlık makamına tarih içerisinde birçok nevi şahsına münhasır devlet adamı getirilmiştir. Bu görevde bulunmuş devlet adamlarından bir tanesi de, üç buçuk sene makamda kalmasına rağmen tarihi seyre azımsanmayacak bir şekilde etki eden Damat Ali Paşa’dır. Ali Paşa’nın sadaret döneminde Osmanlı Devleti askeri ve siyasi yenilgiler silsilesi neticesinde buhranlı bir dönem geçirmektedir. Bu sıkıntılı dönem içerisinde Sadrazam Ali Paşa bir taraftan siyasi ehliyeti, diğer taraftan ilim ile münasebeti hasebiyle dikkat çekmektedir. Paşa, Karlofça Antlaşması ile Lale Devri arasındaki dönemde, 18. yüzyılın ilk çeyreğinde gerçekleşen Petrovaradin Savaşı’nda şehit düşmüş ve Osmanlı’nın hezimeti, savaştan 2 yıl sonra başlayan Lale Devri’ne yol açan saikler zincirinin son halkası olmuştur. Bu yazıda, Ali Paşa’nın hayatını, kişiliğini ve şehadetini içerisinde bulunduğu dönem çerçevesinde genel bir değerlendirme ile ele alacağız.

Ali Paşa, günümüzde Bursa’nın Orhangazi ilçesine bağlı, doğal güzellikleri ile halen dikkat çekmeye devam eden İznik Gölü kenarındaki Sölöz köyünde dünyaya geldi (Özcan, Sevinç, 2019, s. 449). Doğum tarihi konusunda dönemin kaynaklarında net bir bilgi olmadığı için bu noktada ihtilaflar mevcuttur. Bazı batılı kaynaklarda (örneğin “The Encyclopaedia of Islam”) 1667 tarihinde doğduğu yazmasına rağmen (R. ve diğerleri, 1986, s. 395) diğer kaynakların ekseriyetinde, Ali Paşa’nın vefatında otuz beş yaşında olduğu konusunda mutabakat vardır. Dolayısıyla şehadetinin 1716 senesinde vuku bulmasından hareketle H.1093 (M.1682)’de dünyaya geldiği söylenebilir (Özcan, 2010, s. 433). Kaynaklarda, mezkur zâtın ismi farklı unvanlar ile anılmaktadır. Yerel kaynaklarda genel olarak “Silahdar, Damat, Şehit” gibi unvanlar ile birlikte zikredilen Ali Paşa’nın, Batılı kaynaklar tarafından kullanılan “Cin” lakabı muhtemelen kendisinin sadaret vazifesinden önce hokkabazlık ve sihirbazlık ile meşgul olmasından dolayıdır (Özcan, 2010, s. 433). Ali Paşa, babasının saray içerisinde muhtelif görevlerde bulunması hasebiyle II. Ahmet döneminde, henüz küçük sayılabilecek yaşta saray çevresine girme imkanı bulmuştur. Çorlulu Ali Paşa’nın silâhdarlığı sırasında kendisine intisap etmiş ve Çorlulu tarafından dönemin padişahı, kayınpederi II. Mustafa’ya takdim edilmiştir. Bu takdim neticesinde padişahın has kulları arasına dahil olmuş ve bu durum III. Ahmet’in cülûsundan sonra da aynen devam etmiştir (Özcan, 2010, s. 433). Nitekim ilerleyen süreçte sırasıyla sır katibi, rikabdar ve silahdar vazifelerini yerine getirmiştir (Süreyya, 1996, s. 274). III. Ahmet’in kızı Fatma Sultan ile izdivaç ederek payitaht ile olan bağını kuvvetlendirmiş ve sadrazam olmadan evvel dahi yönetimde tesiri her daim hissedilen bir kişi haline gelmiştir. Payitaht üzerindeki bu tesiri, sadrazam olacak kişinin belirlenmesinde söz sahibi olacak kadar da kuvvetlidir. Bunu özellikle Çorlulu Ali Paşa’nın sadrazamlıktan azledilmesinde ve Hoca İbrahim Paşa’nın sadrazamlığa tayininde görmek mümkündür. İlerleyen süreçte Hoca İbrahim Paşa’nın kendisi aleyhinde işler çevirdiği, hatta suikast hazırlığı içerisinde olduğu şüpheleriyle sadrazamı katlettirmiş ve 1713 senesinde kendisi sadrazamlığa yükselmiştir. Batılı birtakım kaynaklarda, Damat Ali Paşa’nın isteksiz bir şekilde sadrazam olduğu iddia edilse de bu iddiayı destekleyen başka herhangi bir kaynağa rastlanmamaktadır. Dolayısıyla bu iddia zayıf bir görüş olarak kabul edilmektedir.

Ali Paşa’nın sadrazam olarak ilk icraatı Prut Antlaşması ile ilgili bazı pürüzleri gidermek oldu (Danişmend, 1972, s. 7). Esasında niyeti, selefleri gibi 1699 Karlofça Antlaşması’nda kaybedilen toprakları imkanlar elverdiğince geri almaktı. Venediklilerin Osmanlı ticaret gemilerine karşı taciz girişimleri, Karadağlıları isyana teşvik etmeleri, Mora’da bulunan Ortodoks halkın Katolik olan Venedik’in baskısı karşısında Osmanlı yönetimini arar hale gelmesi ve bunun sonucunda Mora’nın tekrardan Osmanlı topraklarına katılma düşüncesinin Osmanlılarca benimsenmesi diğer başlıca sebeplere örnek olarak verilebilir. Sefer hazırlıklarına başlamadan önce İstanbul’daki Venedik elçisi ile görüşen Sadrazam Ali Paşa, Venedik’e bizzat mektup gönderse de bir sonuç elde edemedi. Sonuçsuz kalan girişimlerin ve Venediklilerin antlaşmayı bozan fiilleri neticesinde Mora seferinin hazırlıklarına başlandı (Özcan, Sevinç, 2019, s. 453). O sırada İstanbul’da hazır bulunan İbrahim Müteferrika elçi olarak Avusturya’ya gönderilmiş ve Avusturya’nın, Osmanlı-Venedik arasındaki bu savaşta tarafsız kalmasını istemiştir (Özcan, Sevinç, 2019, s. 453-454).

İki taraf arasındaki gelişmeler neticesinde ordu sefer için yola çıkarak malum topraklara ulaştı. Bizzat Serdar-ı Ekrem Ali Paşa tarafından komuta edilen kara ordusu ilk hamlede Mora Kasteli’ni alırken, diğer taraftan İnebahtı, Preveze gibi önemli noktalar ele geçirilerek Kuzey Mora’nın; Navarin, Kodon gibi bölgelerin hakimiyetiyle de Güney Mora’nın fethi gerçekleşti (Özcan, 2010, s. 433). Dahası, sefer esnasında uzun zamandır fethi gerçekleştirilemeyen bazı ada ve kaleler de Osmanlı topraklarına dahil edildi (Sarıkaya, Göger, 2018, s. 102). Bu fetih itibariyle Ali Paşa’nın unvanları arasına “Mora Fatihi” de eklendi. Zafer sonrası Edirne’ye dönen Ali Paşa, meselenin henüz çözüme kavuşmadığı kanaatindeydi. Zira paşaya göre özellikle Korfu adasının fethi zaruri bir durumdu. Dolayısıyla yeni bir sefere çıkılarak, Venedik donanmasının yuvası haline gelen bu adanın ele geçirilmesi şarttı (Karagöz, 2019, s. 60). Önceki zaferi de yeni bir zafer ile taçlandırarak hakimiyeti kuvvetlendirmek icab ediyordu. Hazırlık sonrasında donanmayı Korfu’ya gönderip 100.000’i aşkın (bazı kaynaklara göre 120.000 civarı) bir ordu ile Avusturya istikametine doğru yönelen Serdar-ı Ekrem Ali Paşa, kabrine ev sahipliği yapacak olan topraklarda olduğundan bihaber, Belgrad civarında yapılan istişare sonrasında Varadin taraflarına gitmeyi uygun gördü (Petrovaradin Muharebesi’nin gerçekleştiği bölge). Avusturya kuvvetleri takriben 64.000 kadardı (Özcan, 2010, s. 433). Kayda değer bir bilgi olarak Avusturya ordusu içerisinde Comte de Bonneval veyahut Osmanlı tarihinde bilinen adıyla Humbaracı Ahmet Paşa da bulunuyordu (Özcan, Sevinç, 2019, s. 457).

Rumeli Beylerbeyi Sarı Ahmet Paşa’nın önerisiyle, ordu yorgunluğunu atana kadar hücuma geçilmedi. Rivayetlere göre Ali Paşa, uygun olan hücum vaktini belirlemek için Müneccim La‘lîzâde Abdülbâki’nin vereceği eşref saatini beklemiştir (Özcan, 2010, s. 433). Karşılıklı top atışları dışında herhangi bir teşebbüsün olmadığı günün ertesinde savaş başlamış ve öğlene kadar sürmüştür. Savaşın neticesi Osmanlı’nın hezimeti ve Serdar-ı Ekrem Ali Paşa’nın şehadetidir. Şehadeti ile ismine bir unvan daha ekleyen Ali Paşa, bundan sonra Şehit Ali Paşa olarak anılmaya başlanmıştır. Şehadeti konusunda kaynakların ekseriyetine baktığımızda benzer bilgiler yer alır. Muharebe meydanının sağ cenahında şehadete erişen Ahmet Paşa’dan sonra o bölgede bozulmalar meydana gelmiş ve bunun üzerine Ali Paşa, orduyu cesaretlendirmek amacıyla yalın kılıç bir vaziyette o tarafa hücum edince alnına isabet eden kurşun sonucu şehit olmuştur (Özcan, 2010, s. 434). Ordu dağılmış, asker başsız kalmış ve geri çekilmeye başlamıştır. Geçici olarak serdar-ı ekremliğe Sarı Ahmet Paşa gelmiştir. Bazı kaynaklar Ali Paşa’nın orada yaralandığı ve Karlofça’da son nefesini verdiği yönünde görüş bildirmişlerdir (Özcan, Sevinç, 2019, s. 458-459). Tarihçi Hammer’de Karlofça konusunda hemfikirdir (Yılmaz, 2017). Şehidin naaşı, Defterdar Efendi’nin kiler arabası ile Belgrad’a götürülüp Kanuni Sultan Süleyman Camii haziresine defnedilmiştir. Türbesi ise yirmi üç sene sonra, Belgrad tekrardan alındığında inşa edilmiştir. 

Sadrazam Ali paşa, kaybedilen toprakları geri alma gayesinin ilk adımında başarılı olsa da, ikinci adımda kapı şehadete açılmış ve devlet hezimete uğramıştır. Osmanlı’nın 1711 Prut zaferi ile başlayan umudu, Mora’nın Fethi ile devam etmiş ancak Petrovaradin’de son bulmuştur. 1715-1718 Osmanlı-Venedik-Avusturya Savaşları’nın en mühim ve ağır muharebesi olan Petrovaradin, Osmanlı’nın binlerce askerine ve bazı stratejik topraklarına mal olmuştur. Bu olaylar zincirinin sonu da Lale Devri’nin miladı sayılan 1718 Pasarofça Antlaşması’na zemin hazırlamıştır.

1716 senesinde, mezkur devrin iki sene evvelinde gerçekleşen savaş zafer ile sonuçlansaydı muhtemelen Lale Devri’nin seyri çok farklı olacaktı. Belki de Ali Paşa unvanlarına daha nice unvan katacak, Osmanlı sadrazamları arasında ismini daha da yukarılara taşıyacak ve Lale Devri sadrazamı Nevşehirli Damat İbrahim Paşa’nın tarihteki malum şöhretine gölge düşürecekti. Buna bir dayanak olarak İbrahim Paşa’nın, Ali Paşa’nın dul kalan eşi ile evlenerek damat olması ve siyasi bir kuvvet kazanması da gösterilebilir. Çünkü Ali Paşa şehit olmasaydı, Nevşehirli İbrahim Paşa Petrovaradin Savaşı’nda olduğu gibi katip veyahut başka devlet görevlerinde kalacak ve bu denli yükselemeyecekti. Bununla birlikte kimi tarihçiler tarafından Sokullu Mehmet Paşa’ya benzetilen Ali Paşa’nın, tarihi seyre etki etme noktasındaki potansiyeli ortaya konulmuştur.

Bu siyasi bağlamın dışında Ali Paşa’nın ilim ve dolaylı olarak kitaplar ile de ayrı bir münasebeti bulunmaktaydı. Nitekim kitaba ve ilme olan düşkünlüğü sonucunda birden fazla kütüphane kurmuştur. Bunların en meşhuru ve mühimi Şehzadebaşı’nda (günümüzde Vefa Lisesi içerisinde kalmaktadır) bulunan Şehit Ali Paşa Kütüphanesi’dir (Erünsal, 2010, s. 435). Kütüphanenin devamlılığı için kurdurduğu vakfın tevliyet konusu ise dikkate değer bir mevzudur. Ali Paşa, çocuklarının tamamı vefat eder ve soyu tükenir ise vakfın tevliyetinin kölelerinden en uygun olanına, onlar da yok ise dindar bir kişiye aktarılmasını vasiyet etmiştir (Arslanboğa, 2020, s. 558). Bu ince hesabı ve hassasiyetinden de anlaşılacağı üzere Paşa, ilme ve ilmin devamlılığına büyük önem vermektedir.

Şehit Ali Paşa’nın ilme ve alime verdiği ehemmiyete delil olarak dönemin önemli şahsiyetlerinin hamiliğini üstlenmesi de gösterilebilir. Nitekim kendisinin hâmîlik geleneği içerisinde mühim ve özel bir yere sahip olduğunu söylesek mübalağa etmiş olmayız. Paşanın, hâmîliğini yaptığı şahsiyetler arasında Osmanlı tarihçisi Naima, Şair Nedim ve Nabi gibi birçok büyük isim mevcuttur. Paşa, özellikle şairler üzerinde kayda değer bir etki bırakmış ve şimdiye kadar ki yapılan incelemelerin sonucunda Ali Paşa’ya atfedilmiş methiyeler kaleme alan 23 şair tespit edilmiştir (Koncu, Çakır, 2021, s. 1060). Şiirlerin ekseriyetinde Ali Paşa’nın fetihleri, ilmi şahsiyeti, cesareti, yardımseverliği, israftan ve liyakatsizlikten kaçınması gibi durumlardan söz edilmektedir. Divan edebiyatının gözde şairlerinden Nedim,elli beyitlik kasidesinde Ali Paşa’yı memleketi süsleyen bir sadrazam olarak tanıtmış;  Nabi ise “Allah Ali Paşa’yı dine kuvvet vermek için yaratmış” gibi methiyeler savurduğu şiirini “Paşa’yı övmeyen şaire yazıklar olsun” diyerek sonlandırmıştır (Koncu, Çakır, 2021, s. 1022-1043).

Sonuç olarak, genç yaşında saraya giren Şehit Ali Paşa, padişahın nazar-ı dikkatini celbetmiş, muhtelif hataları olsa da kendi kanaatimce liyakati, düzeni, disiplini gözetmiş ve ilim camiasını gücü elverdiğince kanatları altına almış bir zâttır. Otuz beş senelik ömrüne birçok icraat ve hayrat sığdırmış, üç buçuk sene sadrazamlık yapmasına rağmen Osmanlı tarihinde kendisine genişce bir yer açmıştır. Nitekim siyasi tarih kaynaklarının yanında Osmanlı’nın kültür tarihinde de ismine çok rastlanır bir şahsiyettir. Zannımca kendisini önemli bir karakter haline getiren özelliklerinden bir tanesi, siyaset kafesi içerisinde kalmayıp kitap, ilim ve alimler ile olağanın biraz daha ötesinde iştigal etmesidir. Bunun yanında devlet işlerindeki disiplin ve intizamı, liyakatteki tutumu takdire şayandır. Teşebbüslerinden de anlaşılıyor ki, gençliğinden dolayı gözü pek ve hedefleri büyük olan, ideal sahibi bir devlet adamıdır.

 

 

 

 

Kaynakça

  • Altınay, A. R. (2013). Âlimler ve Sanatkârlar. (Haz. M. Necip Yılmaz). İstanbul: Büyüyen Ay Yay.
  • Arslanboğa, Kadir. (2020). Hayırlı Evlat: Şehit (Damat) Ali Paşa’nın Vakfı. İnsani ve Sosyal Bilimlerde Güncel Araştırmalar. 557-572.
  • Erünsal, İ. E. (2010). Ali Paşa Kütüphanesi. Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi. Cilt 38, 435-436.
  • İpşirli, M. (2008). Sadrazam. Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi. Cilt 35, 414-419.
  • Danişmend, İ. H. Danişmend. İzahlı Osmanlı Tarihi Kronolojisi. İstanbul: Türkiye Yayınevi. 1972, IV
  • Karagöz, H. (2019). GENEL JOHANN GEORG VON BROWNE’NİN OSMANLI-HABBURG SAVAŞLARI ÜZERİNE YAZILARI: BİR VAKA ÇALIŞMASI, 1716 PETERVARADIN SAVAŞI. Tarih Dergisi, (70), 51-88. https://dergipark.org.tr/tr/pub/iutarih/issue/51522/668613 adresinden erişildi.
  • Kaşıkçı, O. (2016). Osmanlı Devletinde Vezir-i Azam (Sadrazam) . Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Hukuk Araştırmaları Dergisi , Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi-Hukuk Araştırmaları Dergisi 2015/2 Sayısı , 127-134 . Retrieved from https://dergipark.org.tr/tr/pub/maruhad/issue/27556/289420
  • Koncu, H., M. Çakır (2021), Hıdîv-i Mülksitânun Vezîr-i Mümtâzı Şehîd Ali Paşa’nın Hâmîliği Littera Turca. Littera Turca Journal of Turkish Language and Literature, 7/4, 1018-1064.
  • Kubbealtı Lugatı. Erişim 28 Ocak 2022. http://www.lugatim.com/s/sadrazam
  • Özcan, A. & Sevinç, N. (2019). Nasihatnâme’den Talimatnâme’ye: Damad/Şehid Ali Paşa ve Devlet Görevlilerine Dair Yazılı Emirleri. FSM İlmi Araştırmalar İnsan ve Toplum Bilimleri Dergisi, (13), 449-503. DOI: 10.16947/fsmia.582415
  • Özcan, A. (2010). Şehid Ali Paşa. Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi. Cilt 38, 433-434.
  • Sarıkaya, H. & Göger, V. (2018). Osmanlılarca Hazırlanan Mora’nın Fethi Üzerine Fethnâme (1715). Tarih Dergisi, (67), 101-124. https://dergipark.org.tr/tr/pub/iutarih/issue/38272/369193 adresinden erişildi.
  • Süreyya, M. (1996). Sicill-i Osmani. Cilt 1. İstanbul: Tarih Vakfı Yurt Yayınları.
  • Uzunçarşılı, İ. H. (1983). Osmanlı Tarihi. Cilt 4/2. Ankara: Türk Tarih Kurumu Basımevi.
  • Yılmaz, M. (2017). Hammer – Büyük Osmanlı Tarihi 13.Cilt. 25 Ocak 2022 tarihinde
    https://kupdf.net/download/hammer-b-uuml-y-uuml-k-osmanl-305-tarihi-13-cilt_5af7d871e2b6f53e0335d02c_pdf#modals adresinden erişildi.
Hasan Hüseyin MAK
Hasan Hüseyin MAK
İlkokul ve ortaokul öğrenimini İzmir'de tamamladı. Lise eğitimine İzmir Namık Kemal Anadolu Lisesi'nde başlayıp, Denizli Yaşar Saniye Gemici Anadolu Lisesi'nden 2019 yılında mezun oldu. Halihazırda İbn Haldun Üniversitesi Tarih bölümünde lisans eğitimine devam etmektedir. İyi düzeyde İngilizce bilmektedir.

İlgili Yazılar

YORUM ALANI

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz